Haberler

“FARKLI YERLERDEN ANCAK ORTAK BİR KADIN FARKINDALIĞIYLA BAKIYORUZ”

Geçtiğimiz aylarda 14 ayrı sivil toplum girişiminden kadınlarla Birleşmiş Milletler’in (BM) 1325 numaralı Barış, Kadın, Güvenlik konulu maddesiyle ilgili eğitim düzenleyen ‘Dış Politikada Kadınlar Girişimi’nden Doç. Dr. Zeynep Alemdar, projeden çıkan en önemli sonucun Ulusal Eylem Planı konusunda ortak çalışma isteğinin olması olduğunu belirterek, “Hepimiz farklı yerlerden ancak ortak bir kadın farkındalığıyla bakıyoruz” diyor. Okan Üniversitesi İşletim ve Yönetim Bilimleri Fakültesi Bölüm Başkanı da olan Alemdar ile 1325’in kapsamını ve kadınların katılımıyla yapılan eğitim projesini konuştuk. Projenin diğer düzenleyicisi olan Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik de, kadınların barış görüşmeleri ve çatışma çözümündeki önemini vurguladığı değerlendirmesiyle dosyamıza katkı sundu…

-Doç. Dr. Zeynep Alemdar

-1325’in kapsamıyla başlasak, tam olarak neyi kapsıyor bu karar?

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 1325 numaralı kararı, kadınların barış süreçlerine katılmaları, çatışmaların önlenmesi, çatışma sırasında ve sonrasında kadınlara yönelik şiddetin engellenmesi konularında tedbir alınmasına, bu tedbirler alınırken de kadınların karar alma, uygulama ve hesap sorma süreçlerinde etkin olarak yer almasını öngörüyor. Kararı destekleyen ve 1325’ten sonra çıkmış tamamlayıcı kararlar da var. 2000 yılında çıkmış, yani artık 17 yaşında olan bu kararın en önemli özelliği, kadın sivil toplumunun, Birleşmiş Milletleri barış ve güvenlik alanındaki rollerinin tanınması için zorlaması. Kadın hareketinin büyük bir kısmı BM’nin kadınların barış ve güvenlik alanındaki rolleri konusunda bir onayının olmadığının farkındaydı, dolayısıyla bu kararın ve destekleyici kararların çıkması kadın hareketinin bir başarısıdır.  Karar, “önleme”, “katılım”, “koruma” ve “rahatlama ve iyileşme” olmak üzere dört ana ayaktan oluşuyor

-Bu başlıkları biraz daha açar mısınız?

Dört ana ayaktan biri olan “önleme”nin anlamı, kadınlara yönelik cinsel ve cinsiyet temelli şiddetin önlenmesi. Çatışan iki taraf arasında ilişki kurma ve arabuluculuk rollerinde kadınların rolünü artırarak kadınların önlemeye katkısı da vurgulanıyor. Kararın ikinci ayağı ise “koruma”. Kadınların ve çocukların insan haklarını korumak ve desteklemek ve fiziksel emniyetlerini, sağlık ve ekonomik güvenliklerini sağlamayı kapsıyor. Çatışma sırasında devlet ya da devlet dışı aktörlerin kadınlara yönelik cinsel/cinsiyet temelli şiddet ve özellikle tecavüzlerinden kadınları korumak özel bir önem taşıyor. Tecavüzün bir savaş silahı olarak kullanılması ve kadınların da çatışmayla bağlantılı olarak cinsel şiddetin mağduru olmalarına Bosna Hersek, Irak, Nijerya’da şahidiz. Kararın üçüncü ayağı ise “katılım”. Kararın özellikle vurguladığı diğer bir konu, kadınların karar alma süreçlerinin her aşamasındaki katılımlarının artırılması. Bu ulusal, bölgesel ve uluslararası kurumları; çatışmayı önleme, yönetme ve çözümleme gibi mekanizmaları; barış görüşmelerini; barış operasyonlarında asker, polis ve sivil olarak ve aynı zamanda BM özel temsilciler olarak katılımını içeriyor. Kadınların çatışma çözümünün her aşamasındaki katkısı, barış inşası için çok elzem. Ve son olarak, kararın son ayağı “barış inşası ve iyileşme”. Burada önemli olan, çatışma sonrası dönemin bir fırsat olarak kullanılarak kadınların katılımını, kadınların eşitliğini ve cinsiyet eşitliğini artırmak. ‘Kadınların ve kız çocuklarının özel ihtiyaçları ve öncelikleri, çatışma sonrası rahatlama ve iyileşme döneminde de ele alınmalıdır’ diyor karar.  Özellikle uluslararası örgütler, rahatlama ve iyileşme dendiğinde genelde altyapı, yani yeni evler, yeni okullar inşa etmek gibi girişimleri anlıyorlar. Oysa bu sürecin kadınları nasıl etkilediğini düşünmemiz gerek.

-Peki bu kararlar nasıl uygulanıyor?

1325’in uygulanması, devlet kurumları ve kamu nezdinde yaygınlaştırılması için ülkeler Ulusal Eylem Planları (UEP) hazırlıyorlar. Bu Ulusal Eylem Planları’nın hepsi elbette o ülkenin içinde bulunduğu özel duruma, ülke içindeki çatışma alanlarına göre farklı bir şekilde şekillenmiş durumda. Bu UEP’lerin bu kadar önemli olmalarının nedeni, Güvenlik Konseyi kararlarını uygulamalarının yanı sıra ayrıca, kadınlar, barış ve güvenlik gündemini de ana akım hale getirmek. O nedenle de Ulusal Eylem Planları’nın hazırlanması çok değerli.

Kaç ülke ulusal eylem planı hazırladı?

Dünyada şimdiye kadar 62 ülke 1325 ve destekleyen kararların ülkede uygulanması için Ulusal Eylem Planları hazırlamış durumda. Bunlardan 17’si AB üyesi devletler. AB, NATO gibi bölgesel kuruluşların da UEP’leri var. Ayrıca gördüğümüz şu ki Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bölgesindeki 29 ülkenin UEP’leri bulunuyor ve en son ülkeler de Ukrayna ve Tacikistan. Bazı ülkeler Ukrayna gibi çatışmanın olduğu, bazıları ise İsveç ve İsviçre gibi fazlasıyla huzurlu ülkeler. Dolayısıyla UEP’niz olması için çatışma olması gerekmiyor. Ayrıca BM’nin CEDAW* ve tüm BM üye devletlerinin imzaladığı sürdürülebilir kalkınma hedeflerinde de, kadına yönelik her türlü ayrımcılığın sona ermesi, barışçıl ve kapsayıcı güvenlik amaçları doğrudan 1325 ile ilgili. Yani biz de yakın zamanda Ulusal Eylem Planı yazmaya başlasak çok iyi olur…

* Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi

-Dış Politikada Kadınlar Girişimi biraz bu amaçla mı oluştu? Sivil toplum kuruluşlarından kadınlarla yaptığınız 1325 ile ilgili eğitimler de keza…

2013 yılında nüvelerini atıp, 2014 yılında oluşturduğumuz Dış Politikada Kadınlar İnisiyatifi’nin ana amacı güvenlik konularında kadınların sesini yükseltmek ve hiyerarşik olmayan yaklaşımları teşvik ederek, kadınların dış politika karar alma mekanizmalarının her düzeyinde katılımını sağlamak. Çatışmaların kadınları farklı etkilediğini ve barış masalarında kadınların yer almalarının barış anlaşmalarının ömrünü uzattığını biliyoruz. Nüfusun yarısını oluşturan ve çatışmaları farklı deneyimleyen kadınların sorunları da farklı çözeceğini biliyoruz. 1325 ise tam olarak da tüm bu noktalara dayanarak çatışma çözümü ve barış inşası alanına kadınların perspektifini dahil etmeyi, mevcut ve çalışmayan güvenlik anlayışını dönüştürmeyi hedefliyor. Uzun zamandır aklımızda, gönlümüzde olan 1325 konusunda nihayet Dış Politikada Kadınlar İnisiyatifi olarak Sabancı Üniversitesinden Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik ile bir proje yürütmeye başladık. Türkiye’de 1325 farkındalığını artırmak ve farklı kadın sivil toplum örgütlerini bir araya getirerek ‘nasıl bir Ulusal Eylem Planı yazarız’ üzerine düşünmek için İstanbul’daki İsveç Konsolosluğu’nun katkılarıyla ‘Türkiye için Ulusal Eylem Planı’na Doğru İlk Adımlar’ adlı projemize başladık. Projemiz iki ana kısımdan oluşuyor. İlk etapta, kadın sivil toplum örgütleri arasındaki diyaloğu güçlendirip, güveni artırmak ve 1325 hakkında bilgi vermek amacıyla İstanbul’daki İsveç Konsolosluğu’nun ana desteği ve Birleşmiş Milletler Bölge Ofisinin de katkılarıyla toplam 14 ayrı organizasyondan 18 kişilik bir grubu bir araya getirmeyi başardık. İkinci etapta ise yine aynı örgütlerle beraber Ulusal Eylem Planı nasıl yazılır üzerine iki günlük bir çalışma yaptık. İlk eğitimimizi Kasım 2016’da, ikinci eğitimimizi ise Şubat 2017’de tamamladık. Türkiye’nin ve dünyanın olağanüstü zamanlardan geçtiği, bir yandan kadınlara yönelik şiddetin arttığı bir yandan da kadınların iş yaşamına katılması, feminizmin daha ziyade sol bir akım olmaktan çıkması, ülkelerin feminist dış politika manifestolarının olması gibi gelişmeler bence tüm kadın hareketini etkiliyor. Projenin yöneticileri olarak bizler ve değerlendirmelerde de gördüğümüz kadarıyla katılımcılar, tüm koşullara karşın, iki eğitimden de çok umutlu, güçlenmiş ve beraber çalışmaya kararlı ayrıldık.

-Türkiye’nin Ulusal Eylem Planı’nın hazırlanması kadınlar için ne gibi değişiklikler sağlayacak?

Saymakla bitmez… Yukarıda saydığım ‘koruma’, ‘önleme’, ‘katılım ve barış inşası’ ve ‘iyileşme’ alanlarında atılacak adımlar Türkiye’de yaşayan tüm kadınların faydasına olacak. 1325 konusunda kadınlar oldukça bilinçli bir şekilde, kendi içlerinde de tartışarak, farklı feminizmlerin tartışmalarını içlerine katarak uzmanlaştılar. Kararların en etkin şekilde nasıl uygulanacağı, hesap verme mekanizmalarının nasıl düzenlenmesi gerektiği konusunda harika çalışmalar, örnekler var. Elbette tüm sorunlarımız bitecek ve hayat harika olacak demiyorum ancak en önemli sonuçlardan biri de şu olacak bence: Türkiye’de geniş sivil toplum katılımlı bir ulusal eylem planı yazılması içine düştüğümüz kutuplaşmadan bizi bir nebze uzaklaştıracaktır. Ortak çalışma pratiği geliştirmek, her kesimin ortak bir soruna yönelik aldığı ortak tavır bence şu anda yine ancak kadınların yapacağı bir iş. Türkiye’de kadın hareketinin böyle bir tarihi de var, dolayısıyla çatışma çözümü ve barış inşasında da kadınlar bunu başarabilir.

-Proje kapsamında yapmayı düşündüğünüz diğer çalışmalar nelerdir?

1325 konusuyla ilgili farkında olarak ya da olmayarak aslımda tüm kadın sivil toplum örgütleri çalışıyor. Bu çalışmaları toplamak, bunların 1325 ile de nasıl bağlantılandığını anlamak ve anlatmak çok önemli. Bu nedenle projemizin ürünü olarak öncelikle sanal ortamda bir veri bankası, interaktif bir web sitesi düzenlemek istiyoruz. Projeden çıkan en önemli sonuç ise Ulusal Eylem Planı konusunda ortak çalışma isteğinin olması. Hepimiz farklı yerlerden ancak ortak bir kadın farkındalığıyla bakıyoruz.

-Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik

“KADINLARIN KATILDIĞI BARIŞ ANLAŞMALARI DAHA UZUN ÖMÜRLÜ OLUYOR”

Prof. Dr. Ayşe Betül Çelik

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 1325 kararı, savaşın kadınlar üzerindeki etkisini tanımlamakla kalmayıp, arabuluculuk sürecinde ve barışın tesisinde kadınların oynayabileceği rolün önemine de dikkat çekiyor. Kadınların barış görüşmelerine katılımı üzerine yapılan çalışmalar gösteriyor ki, barış müzakerelerine kadınların katılımı, barış taleplerine yeni yaklaşımların ve metotların geliştirilmesine katkı sağlıyor, kadınların da katıldığı resmi barış anlaşmaları çok daha uzun ömürlü oluyor, toplumun ihtiyaçları ve insani yardımlar müzakerelere dâhil edilebiliyor, çatışmalardan sonraki ekonomik toparlanmaya yardımcı oluyor. Barış süreçlerinin kapsayıcılığı, çatışmanın her iki tarafından, her seviyeden ve çeşitli rollerden kadınların temsilini gerektirir. Bununla birlikte hükümetlerin süreç boyunca sivil toplum üyelerine danışması gerektiğini de göz önüne alırsak, barış süreçlerinde sivil toplum üyesi kadınların şu rollerden bir veya birkaçı bağlamında temsil edilmesi önemlidir: Görüşmelerde doğrudan katılımcılık, danışmanlık, gözlemcilik, komisyon üyeliği, problem çözme atölyelerinde katılımcılık, kamusal karar alıcılık ve kitle eylemciliği… Bu kadınların yerel sivil toplum örgütlerinden seçilmesi ayrıca önemlidir. Sivil toplum temsilcilerinin katıldığı barış anlaşmalarının başarısız olma olasılığı yüzde 64 daha azdır. Ayrıca, başarılı barış süreçleri sivil toplum aktörlerinin BMGK 1325’in uygulanması için devlete baskı kurmakla kalmayıp, karar alma sürecinde cinsiyet eşitliği ilkelerinin göz önünde tutulmasını sağladığını gösteriyor. Son olarak çalışmalar göstermekte ki geçmişte barış ile ilgili çalışmış, sivil toplum kuruluşlarına liderlik etmiş kadınlar müzakere sürecine dâhil edildiğinde, barış anlaşmaları daha sürdürülebilir hale geliyor.

 

Emine Uçak tarafından yapılan bu röportaj “Kadın… Barış… Güvenlik: 1325…” başlığıyla 8 Mart 2017 tarihinde sivilsayfalar.org ‘da yayınlanmıştır. Röportajın orjinaline şu linkten ulaşabilirsiniz http://www.sivilsayfalar.org/kadin-baris-guvenlik-1325/